Tuesday, December 25, 2012

Song of Tuesday



We won't run we can fight! Song of Tuesday by Sarah Blasko again.

Kçmayacağız, savaşacağız der Sarah Blasko, salı günü şarkımız için.

Saturday, December 22, 2012

Evening Song



Good by song by Kiss&Drive, No One.

Elveda Şarkımız Kiss&Drive'dan No One.

Photo of Saturday


Hello! Today photo day. During these snowy days I want to share this photo made of sky, sunshine and warmth. I don't know who taken it. But it brought light to my cold day.


Merhaba! Fotoğraf günümüze hoş geldiniz. Şu karlı günlerde sizinle gökyüzü, günışığı ve sıcaklıktan yapılmış bu fotoyu paylaşmak istedim. Kim tarafından çekilmiş bilmiyorum ama soğuk günümü ısıttığı bir gerçek. Sayfadaki şiir ise 'Göğe Bakma Durağı'.


Good Morning


Good morning song by Sarah Blasko, All I Want.
Günaydın şarkımız, Sarah Blasko'dan Tek İstediğim.

Friday, December 21, 2012

And Good Night :))



Lullaby by HoneyHoney,

HoneyHoney'den Ninni:))

Quote of Friday


Helllo again! Today I'm going to quote from one of my idols : Mr. Homer Simpson!!! Here it is:

"Don't think about fun, have fun."

I always want to be happy. When I'm home, studying, walking, listening, talking but it turns into a dream, an ideal the more I think about it. It sounds like your mission and when it turns into a 'mission' it gives you a huge responsibility. I must be happy!, I must smile! Hey look at them, they are laughing and I have to laugh immediately, I should have fun coz everybody at my age has fun! What a heavy burden I have on my shoulders. I don't know how to get rid of this sickness 'pursuit of happiness',or turning it into an ideal not a simple fact but I know  it is not healthy. Don't feel under the pressure of thought that time is running you have to have best of it. I mean when it comes to feelings. Being sad, angry or stressed is OK, as well as being happy.

Yine yine yeniden merhaba! Bugün yapacağım alıntı idollerimden birisine ait: Homer Simpson!
                                               
                               "Eğlenceyi düşünme, eğlen."

En çok istediğim şey mutlu olmaktır. Evdeyken, ders çalışırken, yürürken, konuşurken,dinlerken... O kadar çok düşünürüm ki artık kafamda bir ideale dönüşür. Sanki mutlu olmak bir görevdir ve büyük bir sorumluluk getirir. Mutlu olmalıyım!, Gülümsemeliyim! Baksana millet gülüp eğleniyor, ben de gülmeliyim! Benim yaşımda biri mutlu olmalı! Ne büyük yük? 'mutluluk arayışı' hastalığından nasıl kurtulunur bilmiyorum, ama pek sağlıklı değil onu biliyorum. Zaman su gibi akıyor, nede üzüleyim, sinirleneyim, düşüncelere dalayım demeyin, çünkü onlar da en az mutluluk kadar doğal. Ya da en azından kurgulamadan yaşayın, size nasıl uyuyorsa. İçimden gelenler bunlar dostlar.


Thursday, December 20, 2012

Books




I said I would share quotes from Virginia Woolf and now the first one comes;

" But you may say, we asked you to speak about women and fiction-- what, has that got to do with a room of one's own? I'll try to explain. (...)
But at second thought the words seemed not so simple.
The title women and fiction might mean, and you may have meant it to mean, women and what they are like,
or it might mean women and the fiction that they write;
or it might mean women and fiction that is written about them,
or it might mean somehow all three are inextricably mixed together and you want me to consider them in that light.
But when I consider the subject in this last way, which seemed the most interesting, I soon saw that it had one fatal drawback. I should never be able to come to a conclusion. I should never be able to fulfill what it is. "

The difference between an ordinary person(me) and Virginia Woolf. I read and see one sentence, while she reads one sentence and sees four sentences!!!

Virginia Woolf'tan alıntılar olacağına dair sözüm vardı. İlkiyle karşınızdayım:

" Biz sizden kadınlar ve kurgu hakkında konuşmanızı istemiştik, bunun kendine ait bir odayla ne ilgisi var diyebilirsiniz. Açıklamaya çalışayım. (...)
Ancak bir kez daha düşündüğümde kelimeler o kadar da kolay görünmedi gözüme.
Kadınlar ve kurgu başlığı
-kadınlar ve neye benzediğini,ki siz bunu kastetmiş olabilirsiniz,
-kadınlar ve onların yazdığı kurgu eserleri,
-ya da kadınlar ve onlar hakkında yazılmış kurgu eserleri
-ya da bu üçünün birbirinden ayrılmayacak şekilde bir araya gelmesini anlatıyor olabilir ve siz de benim, kelimeleri bu düşüncenin ışığında düşünmem gerektiğini isteyebilirsiniz.
Ancak sonuncusunu düşündüğümde, ki en ilginç görünen de odur, gördüm ki ölümcül bir zorluğu var. Asla sonuca ulaşamayabilirim, asla ne olduğunu açıklayamayabilirim."

Sonuç: Sıradan insanla (burada ben oluyorum) Virginia Woolf'un farkı: Ben bir cümle görüp okuyorum, O bir cümle okuyor, dört cümle görüyor!!! 

For those who leave...





Fields of Gold by @Sting.

Altın Tarlaları, Sting.

LEMAN ÇIDAMLI






She lost her life as Leman Çıdamlı but I guess we will always remember her as Nuriye Kantar on Kaynanalar. This series is one of the lovely memories  of my childhood. I hope this sincere smile lasts forever.

Leman Çıdamlı olarak aramızdan ayrılmış olabilir, ama eminim ki Nöriye Kantar olarak daha uzun yıllar yaşamaya devam edecek bu güzel, içten gülüş. Mekanın cennet olsun. 

Tuesday, December 18, 2012

Song of Tuesday

Good morning, today is music day and I chose one song in three different languages!!! They are all amazing. Would you like to hear?


   The Turkish version Baksana Talihe  by Ajda Pekkan.



    The French version Viens Dans Ma Vie by Ajda Pekkan again.

                                           
And I guess this is the original one, Kavireh Del ( Desert of Heart) in Persian, by Marjan.



Hope you enjoy them all, see you soon!

Monday, December 17, 2012

What I Learned Today

cursed library


Hello again, I know I was going to read @The Waves and write something about it. But I couldn't accomplish it. Instead I read a part from A Room of One's Own and I totally admired it. I'll talk about it later on but I wanna share an interesting episode I read. Shame on me I read this so late. Whatever, Virginia Woolf tells she cursed a library because they didn't let her in just because she wasn't accompanied by a Fellow! Of course she took an oath not to go back there again.Though we don't know if she is talking about herself or this happened at all as the piece is a fiction. When you think about the general attitude towards women that doesn't sound awkward a bit. I would do the same thing probably, such an humiliating thing! I don't know what kind of drawback of women could have caused that? This really needs pondering. When it comes to what I learned/remembered today : World not fair, not at all!!!



Tekrar tekrar merhaba! Biliyorum Dalgalar'ı okuyup hakkında yorumumu yazacaktım ancak yapamadım. Onun yerine Virginia Woolf'un Kendine Ait Bir Oda adlı eserine başladım. Kesinikle mükemmel, yaptığım alıntıları sizinle daha sonra paylaşacağım. Gerçi şimdiye kadar okumamış olmam benim ayıbım. Neyse sadede geleyim, yazıda anlatıcı başından geçen biraz ilginç çokça aşağılayıcı bir olayı anlatıyor.Yazı, kurgu olduğundan bu olayın gerçekten Virginia Woolf'un başından geçip geçmediğini bilmiyoruz ya da hiç yaşanıp yaşanmadığını. Gerçi kadınlara karşı tutumu göz önüne alırsak pek de şaşırtıcı gelmiyor. Bu durum karşısında kahraman,diyelim, kendi kendine bir daha oraya gitmemek için yemin ediyor. Merak ediyorum kadınların ne gibi eksiklikleri tüm bunlara sebep olabiliyor? Bugün ne öğrendiğime/hatırladığıma gelirsek : Dünya hiç adil değil, hem de hiç!!!

Snow


It's has been snowing in big flakes since I woke up, and I wanted to listen an old soothing song : @Hüzün Kovan Kuşu by @Düş Sokağı Sakinleri... Hope you enjoy this.

Dışarıda lapa lapa kar yağarken şöyle eski ve sakin bir şarkı dinlemek istedim, hazır bulmuşken de sizinle paylaşmak : Düş Sokağı Sakinleri'nden Hüzün Kovan Kuşu...Umarım seviyorsunuzdur.

Book of Monday


Good morning! I'm starting to read a new book very today : The Waves!!! I glanced over the comments and this made me more excited. They are all about how perfect it is. I hope I'll finish it till the evening and write my own thoughts on it.

Günaydınlarr! Bugün yepyeni bir kitabı okumaya başlıyorum : Dalgalar!!! Yorumlara bir göz gezdirdim ki bu beni daha da heyecanlandırdı. Çünkü hepsi kitabın ne kadar mükemmel olduğundan bahsediyordu. Umarım akşama kadar bitirebilirim ve kendi görüşlerimi sizinle paylaşabilirim. 

Sunday, December 16, 2012

Nostalgia




Ready for nostalgia? The Police is my number one, and this lovely song is the summary of my life so far :( And my fav part is:

Walked out this morning
Don't believe what I saw
Hundred billion bottles
Washed up on the shore

Seems I'm not alone in being alone
A hundred billion
Castaway looking for a home...

Nostaljiye hazır mıyız? The Police her zaman bir numaralı grubum olmuştur, sıradaki şarkı da hayatımın şimdiye kadar geçmiş kısmının bir özeti adeta. Şarkının en sevdiğim kısmı ise şöyle:

Bu sabah dışarı çıktığımda
Gördüklerime inanamadım
Yüz milyarlarca şişe
Sahile vurmuştu

Yalnızlıkta yalnız değilim anlaşılan
Yüz milyarlarca kazazede
Kendine ev arıyor...

Buraya kadarki kısımda arkadaşımız ne kadar yalnız olduğından, bu nedenle de, bir umut, denize şişe içerisinde mesaj bıraktığından bahsediyor.  Bir sene geçse de cevap alamıyor ta ki bir sabah kendisi gibi yalnız milyarlarca kişinin attığı şişeleri görene değin...

Movie of Sunday






Hey, today is movie day. When I was thinking about the film that I was going to write, I remembered Did You Hear About The Morgans? I know it has been criticized severely and isn't rated high. Most critics say it is full of cliches. But I noticed something very meaningful at the end of the movie when Meryl Morgan explained Paul Morgan why she insisted on getting pregnant. He was asking her why she wanted  to raise a child with him, she reminded him an incident in answer to him. It was about a mouse which Paul tried to take out in a box without killing it. Meryl took this behavior as a sign of caring father. Thinking about my dad in the same situation but with a spade in his hands claiming poor animal's life makes this opinion much more logical and meaningful for me. She was reasonable and absolutely right about his caring personality. That incident was a clue about him. I also judge people with an incident, if they become successful they will be my life-long friends or if they fail they have no chance any more. This may sound biased but I believe you are hidden in your random acts. 

Merhabalar! Bugün film günümüz. Yazacağım film hakkında düşünürken aklıma Morganlar Nerede filmi geldi. Çok fena eleştirildi, düşük puanlar aldı. Hatta klişelerle dolu diye yerden yere vuruldu. Ama filmin sonuna doğru öyle bir diyalog vardı ki hala hatırlıyorum. Diyalog Meryl Morgan ve Paul Morgan arasında geçiyordu. Paul, Meryl'e çocuk sahibi olmaya neden bu kadar çok istediğini ve kendisinin iyi bir baba olacağından nasıl bu kadar emin olabildiğini soruyordu. Meryl bir olayı hatırlatarak cevap verdi. Olay şöyleydi: Yıllar önce balkonlarında bir fare olduğunu farketmişlerdi ve Paul fareyi öldürmek yerine saatlerce uğraşıp bir kutunun içine sokarak dışarı çıkarmayı başarmıştı. Meryl bu davranışını Paul'ün iyi bir baba olacağına yormuş ve çocuk konusunda ısrarına devam etmişti. Aynı durumda seneler önce karşılaştığımızda babamı elinde bir kürekle hatırladım. Fareyle insan bir olur mu,  herkes fareyi tatlı dille mi dışarı çıkaracak diyebilirsiniz. Ama böyle bir durumun içinizdeki sizi de ortaya çıkardığını unutmayın.


Saturday, December 15, 2012

Ya Sonra, Levent Yüksel


I realised that I haven't shared a Turkish song for a long time. Than I remembered this wonderful music by @Levent Yüksel, very talented @Turkish singer. Would you like to take a sip of this masterpiece and have an @İstanbul tour ?

Uzun zamandır Türkçe bir şarkı paylaşmadığımı farkettim derken Levent Yüksel'in en sevdiğim şarkısı  aklıma geldi, Ya Sonra? Siz de bu muhteşem şarkıdan bir yudum almak ve İstanbul'u anmak istemez misiniz?

Photo of Saturday: Infinity Pool


This photo was chosen as the best photo of January 2012 by National Geographic. It's called "@Infinity Pool" and taken by @Chia Ming Chien. Being in this pool probably makes you feel like swimming in the sky and enjoying a sweeping view of the skyscrapers. I guess I would feel I'm the BIGGEST dudes!!! And I don't care your worldly affairs even a little bit. I must be alone when I say this coz it would be sharing the supremacy. By the time I don't need to think about being in a luxurious infinity pool and claiming power because I'm broke, very very broke :( But even looking at the photo changes my mood.

Cumartesi fotoğrafıyla karşınızdayım efem.. Yukarıda görmüş olduğunuz nefes kesici manzara Chia Ming Chien tarafından çekilen, @National Geographic'in de 2012 Ocak ayının en iyi fotoğrafı olarak bulduğu "@Sonsuzluk Havuzu". Tabi ben daha önce böylesi bir havuzda bulunmadığım için sadece fotonun bana ne hissettirdiğini aktarabilirim. Eğer bu havuzda olsaydım muhtemelen gökyüzünde yüzdüğüm sanrısına kapılırdım ve alabildiğine uzanan gökdelen manzarasının tadını çıkarmaya bakardım. Tabi bu kadar havalara çıkmışken var mı benden büyüğü, ne sizinle ne de sizin küçük hesaplarınızla işim olmaz heyyyt diye nara atmamak da olmaz. Sanırım bu aralar aklım daha da havalarda:) Tabi bunlar sadece düşünce, bu parasızlıkla ne sonsuzluk havuzunda yüzebilirim ne de böyle nara atabilirim :((


Wednesday, December 12, 2012

Good Morning!!!



Sharing for just to remember this lovely song. Have you ever sung this or shared the lyrics with somebody special for you? I haven't, but I'm planning:) Here is the punchline:

Ain't no mountain high enough,
Ain't no valley  low enough,
Ain't no river wide enough,
To keep me from you...

If you need me, call me
No matter where you are
No matter how far
Just call my name
I'll be there in a hurry
You don't have to worry.

Günaydınlar efendimm, bu güzeller güzeli şarkıyı bir kez daha hatırlayabilmek için paylaşıyorum. Ayrıca merak ediyorum, hiç bu güzel sözleri sevdiğiniz ya da sizin için özel olan birisi için söylediniz mi? Ben söylemedim, ama neden olmasın? Özellikle can alıcı şu kısmı:

Hiçbir dağ yeterince yüksek,
Hiçbir vadi yeterince derin,
Hiçbir nehir yeterince geniş değildir,
Beni senden uzak tutmak için...

İhtiyaç duyarsan beni çağır
Nerede olursan
Ne kadar uzakta olursan ol
Sadece adımı söyle
Orada oluveririm
Merak etme.

Monday, December 10, 2012

Happy Anniversary





Yes yes yesss. Our blog is one very old. And this is our very first anniversary. I started this journey with A. However she proved me right for her laziness. She left me after a few posts. But kept going go. Now Üşengecin Günlüğü is crawling on all fours. I know it isn't a professional work but as I said we are crawling like a baby. Next year it will be walking, and the other year it will run!!! Who knows?  I'll try to be more disciplined and find much more interesting topics. Music videos won't change coz I adore each of them :) Perhaps I should prepare a new year resolutions lists. Thanks for following!!!

Evet, evt, evvettt. Blogumuz bir yaşında. Ve bu bizim birinci yıl dönümümüz. Bu yolculuğa pek sevgili    A. ile başlamıştım. Gerçi o da beni birkaç paylaşımdan sonra yalnız bıraktı. Böylelikle tembel sıfatının da hakkını vermiş oldu:) Ama ben devam ettim. Şimdi ise blogumuz emeklemeye başladı. Biliyorum pek profesyonel sayılmaz, dediğim gibi bir bebek gibi emekliyoruz. Gelecek sene yürüyeceğiz, bir sonraki sene de koşacağız belki de. Kim bilir? Gelecek sene daha disiplinli olmaya ve daha ilgi çekici konular bulmaya çalışacağım. Bu dediğim müzik için geçerli değil tabi ki. Onlar aynı kalacak. Vakit ayırıp takip ettiğiniz için teşekkürler!!!


This is the anniversary song!!!
Bu da yıl dönümü şarkımız olsun!!!

Sunday, December 9, 2012

Movie of Sunday :Amelie




Today be the day of good music and good films. When you say good film it's hard to ignore Amélie. I had already mentioned it when I shared it's soundtrack composed by Yann Tiersen. It's is labelled as romantic comedy. But I think there is more than that. It's such a story that you watch with a smile on your face and great sympathy for Amélie in your heart.  She is a victim of misunderstandings and insensitivity of the people around her. Her world is like a whimsical fairy tale. The atmosphere has dreamy blurriness, I don't know if it is the right word to say though. She lives her life with tiny steps and you feel her struggle and hope that she will find her path. When I was watching the film I felt as if she was living in a fish tank all alone. It was kinda irritating coz I thought I was going to explode. I can say I wanted to step inside the movie and talk to her or even better listen to her, let her explain herself. Is there anything worse than being unable to explain yourself. Even, I, categorized as an introvert person, try to write something about me and share it with the world.  Maybe you felt the same the same discomfort against the deaf-like characters in the movie. But if you haven't watched it I don't want to ruin it by telling everything about it. I just want to know if you felt the same things like me? If you do let me know!!!
Btw it must be pointed out that she has her own way of expressing herself by helping others. 


Bugün güzel müzik ve güzel film günü olsun dedik. Ee güzel film denince Amélie es geçilir mi? Daha önce Yann Tiersen'den yaptığım paylaşımda Améli'nin de konusu açılmıştı zaten. Amélie her ne kadar romantik komedi olarak geçse de bence daha fazlasını barındırıyor. Yüzünüzde gülümseme gönlünüzde de Améli'ye karşı sempatiyle izleyebileceğiniz bir film. Yanlış anlamaların ve duygusuzluğun bir kurbanı adeta.  Onun dünyası garip bir peri masalı. Atmosferi de rüyalarda olan bir belirsizliğe sahip sanki. Küçük adımlarla ilerliyor, siz de bunu film boyunca hissediyorsunuz ve onun istediği yolu bulabilmesini ümit ediyorsunuz. Ben izlerken Amélie sanki bir fanusun içinde yaşıyormuş izlenimine kapıldım. Bu durumdan o kadar rahatsız oldum ki bazen patlayacağım zannettim. Şöyle filmin içine dalsam da kolunda tutup bir güzel konuşsam ya da onun konuşmasına, kendini anlatmasına izin verebilsem dedim.  İnsanın kendini anlatamaması kadar can sıkıcı bir durum var mı? Ben bile her ne kadar soğuk, ketum biri olarak adlandırılsam da bir şekilde kendimi ifade edebilmek için bakın bu sayfayı açtım.  Bu yüzden belki siz de benim gibi, bir rahatsızlık hissetmişsinizdir filmdeki duyarsız, ya da ne bileyim kendi halinde karakterler için. Tabi izlemediyseniz daha fazla yorum yapıp da tadını kaçırmayalım. Ama izlediyseniz merak ediyorum acaba siz de öyle hissettiniz mi? 
Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki başkalarına yardımcı olarak kendini ifade etme gibi bir çabası da var denebilir.






Another Day Another Friend by PUGGY


I think I'm addicted to the songs of Puggy!!! I spend 18 hours listening them. Another Day Another Friend is today choice. Hope you like it!

Sanırım Puggy şarkılarına bağımlı olmaya başladım. Günde onsekiz saatimi onları dinlemekle geçiriyorum. Başka Bir Gün, Başka Bir Arkadaş ise bugünün seçimi. Umarım beğenirsiniz!!!

Leaving my heart - MADJO

Saturday, December 8, 2012

How I needed you by Puggy


Father and Son by Puggy



My new addiction is listening all songs of Puggy!! I love them all.  Cat Stevens sang this song years ago, but I adore this version, too.

Yeni takıntım sabahtan akşama Puggy dinlemek. Neredeyse bütün şarkılarına bayılıyorum. Yukarıdaki şarkı da, Father and Son, aslında yıllar önce Cat Stevens tarafından söylenmiş. Ama bu versiyonu da harika. Değil mi?

Friday, December 7, 2012

Quote of Friday






Today is day we listen out enlightened people. And I chose a quote from Johann Wolfgang von Goethe again. He clearly lists "simple" things to do in a day and the most important one is in the end. Here is the sentence:

"Every day we should hear at least one little song, read one good poem, see one exquisite picture, an, if possible, speak a few sensible words."   Johann Wolfgang von Goethe

Actually we all listen songs, and read poems if come across and see pictures or photographs that are brilliantly created but how many people can claim that he or she hears a few sensible words each day? The last advice is the one that makes his recommendation nearly impossible. Our heads get full with useless crowd of words that I cannot identify most of them as ideas. But when somebody comes out and says logical things, original ideas or something to make you smile it is like a miracle! Suddenly there appears a halo on them and a funny smile on your face :)) Not a miracle?? It's not the works that require physical energy that leave you exhausted it is the incoherence and shallowness of what is said, what is heard. Sometimes I feel I carry a heavy bucket on my shoulders because of them.

Photo: Madalina Lordache - Rain Spell





Wednesday, December 5, 2012



You missed the evening songs hıh? Actually I missed and I wanted to share this beautiful cover with you tatatataaaam Kiss&Drive and "It's In Your Eyes." 

Poem of Wednesday: My love is like a red, red rose




Happy Wednesdays! Today is poetry day and our poem goes to ones who love passionately and express it bluntly. It was written by Robert Burns : My Luve is Like a Red, Red Rose. A love song that was sung by dozens of singers. I like that one of The Fureys, Irish folk band, and I shared it above. Here is the lovely poem:

Oh my luve is like a red, red rose,
That's newly sprung in June:
Oh my luve is like the melody,
That's sweetly played in tune.

As fair art thou, my bonnie lass,
So deeply in luve am I;
Ana I will luve thee still, my dear
Till a' the seas gang dry.

Till a' the seas gang dry, my dear,
and the rocks melt wi' the sun;
And I will luve thee still, my dear,
While the sands o' life shall run.

And fare the weel, my only luve!
And fare the weel a while!
And I will come again, my luve!
Tho' it were ten thousand mile!

Mutlu Çarşambalar efenim! Bugün şiir günü ve günün şiiri sevenler ve bunu açıkça gösterebilenler için gelsin. Şiirimiz Robert Burns tarafından yazılmış bir aşk şiiri : Benim Sevgilim Kırmızı Kırmızı Güle Benzer! Şarkı olarak da onlarca sanatçı tarafından seslendirilmiş ama ben en çok The Fureys'i beğendim ve sizinle de onu paylaştım zaten. Şiirimiz de şöyle:

Benim sevgilim kırmızı kırmızı güle benzer,
Haziranda yeni açmış,
Benim sevgilim ezgiye benzer,
Tatlı, ahenkle çalınan.

        Bu kadar güzel olduğun için  benim çekici sevgilim,
        Derinden sevgim
        Ve seni hala seviyor olacağım
        Bütün denizler kuruyana değin

Bütün denizler kuruyana değin sevgilim,
Ve kayalar güneşle eriyene değin
Seni hala seviyor olacağım
Hayatım kum taneleri gibi akıp tükense de.

Ve elveda sevgilim,
Ve elveda bir süreliğine,
Ve döneceğim sevgilim
On bin arşın olsa bile...
     


  

         



Tuesday, December 4, 2012

Song of Tuesday: Underground by Mariama



I can't can't wait to share this fantastic song and voice with you. These days I listen this song as soon as I get up and spend the rest of the day repeating it in my mind. Aren't those words magical:

It's not too far from my shore to your shore,
It's not too far from my door to your door,
It's not too far from my heart to your heart.
...
Let's go underground!!!

Hope you enjoy this. Happy Tuesdayzz!!!

Bu olağanüstü şarkıyı ve sesi sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyordum. Öyle ki bu aralar sabah kalkar kalkmaz dinliyor ve günün geri kalan kısmında da zihnimde tekrar tekrar söylüyorm. Sizce de şu sözler büyüleyici değil mi:

Uzak değil benim kıyımdan senin kıyın,
Uzak değil benim kapımdan senin kapın,
Uzak değil benim kalbimden senin kalbin.
...
Hadi yeraltına gidelim!!!



Umarım siz de beğenirsiniz, mutlu Salılarrr!!!

not: eğer berbat çevirimle şarkıya kıydıysam affedin :(

Monday, December 3, 2012

Book of Monday

chess-1

This week we will read Satranç (Schachnovelle, The Royal Game or Chess Story) by Stephan Zweig. Actually you can read it in a day coz it is seventy-one pages and very absorbing. It is defined as novella. It's written that the story is an farewell letter because it is the last work of Zweig before his suicide. And it tells the story of Dr.B who has fever as a result of chess passion. The interesting side is that actually Dr.B.  never played it with another person until he met Czentovic, world champion, during a voyage. Then how and why did he learn playing it? This is the heart of the book because there lies a very sorrowful story behind it. It worths reading to find the answer...

Bu haftaki kitabımız Satranç. Stefan Zweig tarafından kaleme alınmış bir uzun öykü kendileri. Aslında bir günde okuyabileceğiniz bir kitap çünkü yetmiş bir sayfa ve oldukça sürükleyici. Veda mektubu deniyor bu hikayeye çünkü Zweig'ın intaharından önce yazdığı son eseri. Satranç tutkusu beyin hummasıyla sonuçlanmış bir adamın, Dr.B'nin hikayesini anlatıyor.  İşin ilginç yanı şu ki Dr. B. Bir deniz seyahati sırasında karşılaştığı dünya şampiyonu Czentovic dışında hiçbir kişiyle satranç oynamamış. Peki satrancı nasıl ve ne için öğrenmiş. İşte kitabın kalbi burada. Dr. B.'yi hastalığa sürükleyen bu sürecin ardında üzücü bir hikaye yatıyor. Bence cevabı bulmak için okumaya değer...


Sunday, December 2, 2012

Movie of Sunday


I'm here with one of the funniest movies I've ever seen till now: Blades of Glory. It's the story of the achievement of two rival skaters who end up in pairs to get gold medal.You can find the story everywhere. What I want to share the funny dialogues:                   
     Jimmy: I don't share rooms.
     Chazz: I don't share shit. The night is a very dark time for me.Jimmy: It's dark for everyone, moron.Chazz: Not for Alaskans or dudes with night-vision goggles.


I won't forget the way Jimmy says "It's dark for everyone, moron."So humorous. What about this one:


                                              Jimmy: I call top!
                             Chazz: No, I already called it in my head.
                Jimmy: What?! No, you can't do that, that doesn't count.


If you want to smile today, you should see this movie.

Şimdiye kadar izlemiş olduğum en eğlenceli filmlerden birisiyle karşınızdayım: Blades of Glory! Altın madalya kazanmak uğruna birlikte yarışmaya razı olmuş iki rakibin hikayesi. Filmle ilgili detayları her yerde bulabilirsiniz. Ben sadece bende iz bırakan diyalogları paylaşmak istiyorum sizlerle. Bunları her hatırladığımda yüzümde bir gülümseme beliriveriyor:

Jimmy: Ben odamı paylaşmam.
Chazz: Ben günahımı bile paylaşmam. Geceler benim için  çok karanlık...
Jimmy: Geceler herkes için karanlık, moron! (Jimmy'nin buradaki bakışı çook ama çook komikti.)
Chazz: Ama Alaskalılar ve gece görüş gözlüğü olanlar için değil!

Jimmy: Üst yatak benim!
Chazz: Hayır ben içimden benim demiştim.
Jimmy: Ne?! Hayır, yapamazsın, o sayılmaz bi kere.

Not: Serbest çevirimi mazur görünüz...

Saturday, December 1, 2012

Evening Surprise: Song!!!


Actually I was keeping this for music day but I couldn't help sharing coz it's so me!!! Hope you enjoy...

Aslında bu şarkıyı müzik günü için saklıyordum, ama dayanamadım. Dinlerken kendimi aynada seyrediyormuş gibi hissediyorum. Umarım siz de beğenirsiniz...

photo of saturday: we meet again,Yellow Scarf


Simple and gorgeous... It looks like this photo is talking especially the yellow scarf. Woman looks as if she has been waiting for the scarf and they have a secret conversation. The color  and positions of the woman and the scarf is so elegant. Photo captures a magical moment that looks so fragile and short.

Sade ve gösterişli... Bu fotoğraf,özellikle sarı atkı, konuşuyormuş gibi değil mi? Sanki kadın uzun süredir onu bekliyormuş da geldiğine şaşırmamış, aralarında da gizli bir sohbet gerçekleşiyormuş gibi görünmüyor mu? Kırılgan ve bir o kadar da kısa büyülü bir an yakalanmış bu karede.

                               
                                          We Meet Again,Yellow Scarf by Sue Anna Joe


Friday, November 30, 2012

Evening Surprise: song!!!




Tonight I want to share a very very lovely song from a very very lovely singer,Elisabetta Spada,  before going to bed. Hope you enjoy this:




She's Full of Things by Kiss and Drive

quote of friday


Sometimes we try hard to succeed in something and wait for praises in the end. Result? Not always in the way we expect. As a student, I prepare a paper and sometimes I believe mistakenly it is the best I can do. But is it really the best? I rush to finish it impatiently when I find something new and can't wait to ripen it and think comprehensively on it. Or sometimes I get so excited that I can't see the flaws of my ideas. Today I came across with that quote of Goethe and it was kinda warning for me:

"Dream no small dreams for they have no power to move the hearts of men."  Johann Wolfgang von Gothe.

Maybe this is the point. He says dreams but it could be changed as ideas. Think big! Maybe my ideas are small and I'm 'getting lost in reflections'. As a result they don't move the hearts of my teachers:))) 


Thursday, November 29, 2012

hobby of thursday:gardening




Creating the fairy tale atmosphere on earth: Gardening!. And its best examples, Japanese gardens. I simply adore.

Wednesday, November 28, 2012

Poem of wednesday:Hurry Up

Hello again,

Today was supposed to be the poem day, but I couldn't help sharing this lovely song instead of a poem.  I love Kiss&Drive, and this won't be the last video to share... Stay safe and Hurry Up! if you are one of those!!!

Merhabalar Efenim,

Bugün her ne kadar şiir günü olsa da yukarıdaki şarkıyı paylaşmadan edemeyeceğime karar verdim. Umarım siz de benim kadar beğenirsiniz kendilerini. Kiss&Drive grubunu sevmem dolayısıyla daha çok videolarını paylaşmayı diliyorum..Sağlıcakla kalın ve şarkıda bahsedilenlerdenseniz acele edinn!!!

Tuesday, November 27, 2012

song of tuesday: anything could happen


I want to share my latest music video. I saw Ellie Goulding on Conan show and I searched her songs. Probably Anything Could Happen is the best one for me. Hope you enjoy this!

Merhabalarr. Bugün, varlığından geçen ay haberim olan bir şarkıyı paylaşmak istiyorum sizlerle. Kendilerini Conan O'Brien sayesinde dinledim, programdan sonra da YouTube'dan diğer videolarına baktım şarkıcının. Sanırım en iyi şerkı ve klibi Anything Could Happen'a ait. Tabii bu benim görüşüm. Umarım beğenirsiniz!! 

Thursday, November 15, 2012

hobby of thursday

paris-in-your-mind


paris-in-your-mind by dominamagna on Polyvore

Have you ever been to  Paris? If not do you want to go there? If you ask me, of course I would like to go to Paris but I also would like to see the Paris as I imagine it in my mind. I know it sounds awkward but thats what I want!





Monday, November 12, 2012

BOOK OF MONDAY

İhsan Oktay Anar


İhsan Oktay Anar by dominamagna on Polyvore

I'm very excited that I got the latest book of İhsan Oktay Anar! I will start reading today but I read the comments on it some say wonderful and others say not as fascinating as Puslu Kıtalar Atlası. But I'm hopeful of this book and I know I won't be disappointed. First of all he is the writer of Amat-which tells the best story of the mariners in a fantastic fashion-and Puslu Kıtalar Atlası. I will share my opinion during the week!

Veee karşınızda İhsan Oktay Anar'ın son kitabıyla duruyorum: Yedinci Gün. Aslında okumaya bugün başlayacağım ama yorumlara şöyle bir göz gezdirdim elbette. Kimi en iyi kitabı olduğunu kimi de böyle söylemenin diğer kitaplarına haksızlık olacağı görüşünde. Ama ben umut doluyum tabi ki çünkü en iyi kitabı- ki bu benim için Amat'tır- olup olmamasını pek umursamıyorum, kıyısından köşesinden de olsa beni mutlu edecek şeyler olduğunu biliyorum onun içinde. Kitap ilerledikçe görüşlerimi burdan paylaşacağım efenim. 

Saturday, November 10, 2012

The Photo of Saturday





Actually it should have been the message of Saturday starring Dr. House: PLEASE USE IT! It refers to brain of course. These days it occurred to me that the reason of our misery is unused brains and hearts. Not to make others and ourselves  we should used them both more!

Aslında başlığımız cumartesi mesajı olmalıydı. Lütfen, kullanın! Bugünlerde mutsuzluğumuzun nedeninin kullanılmamış beyinler ve kalpler olduğuna kani oldum. Başkalarını ve kendimizi bedbaht etmemek için kullanalım, ikisini de!  

Wednesday, November 7, 2012

What I Learned Today



Today I read that in South Korea, scientists explained that an elephant called 'Koshik' can imitate sounds like a parrot!  According to the news he can speak five Korean words which are "annyeong", "anja", "aniya", "nuwo" and "joa".  They mean respectively "hello", "sit down", "no", "lie down", "good" in English. It is clear that elephants have the ability to mimic sounds. Maybe in a few years we would be feeding elephants like parrots and teach them words.   

Bugün Güney Kore'de 'Koshik' isimli bir filin bir papağan gibi kelimeleri taklit ettiği haberini okudum. Habere göre fil, hortumunu ağzının içine sokup ses tellerinden gelen sesi değiştirerek   "annyeong (merhaba) ", "anja (otur)", "aniya (hayır)", "nuwo (yat)"and "joa(iyi)" kelimelerini söyleyebiliyor. Kimbilir belki de birkaç sene sonra evlerimizde papağan yerine fil besliyor oluruz:) 

Poem of Wednesday: The Lark Now Leaves His Watery Nest

THE LARK NOW LEAVES HIS WATERY NEST



The lark now leaves his watery nest,
     And climbing shakes his dewy wings;
  He takes your window for the East,
     And to implore your light, he sings:
  Awake, awake! the morn will never rise
  Till she can dress her beauty at your eyes.

  The merchant bows unto the seaman's star,
     The ploughman from the sun his season takes;
  But still the lover wonders what they are
      Who look for day before his mistress wakes:
  Awake, awake! break through your veils of lawn;
  Then draw your curtains, and begin the dawn

Sir William Davenant


Tuesday, November 6, 2012

Song of Tuesday :Snow by RHCP


'Snow' by Red Hot Chilly Peppers is one of my fav songs. I want to scream out Hey ohh listen what I say oooooo. Btw winter is coming:)))

Rhcp'nin enn ennn sevdiğim parçası. Her dinlediğimde hoplayıp zıplayarak beni dinlee diye bağırmak istiyorum bu arada Game Of Thrones'a atfen Kış geliyor:)))

Monday, November 5, 2012

Book of Monday: Death with Interruptions

Jose Saramago

Jose Saramago by dominamagna on Polyvore

Recently I met with the books of Jose Saramago. Actually he is very popular. Shame on me that I met him at the age of twenty four. At the bookstore I read first twenty pages of some of his books-Death with Interruptions, The Stone Raft, Seeing and I chose Death with Interruptions. A few days ago I started reading but unfortunately I haven't finished yet. A striking fact about Jose Saramago is his unique language. After twenty pages of a book and you can distinguish his works easily. It certainly requires expertness if you don't accepts it as repetition.
Are you afraid of death? Would you accept it if you are given a chance to live forever? But still there will be sicknesses and you'll get older and older. Not favorable, is it? Living eternally as a sick person doesn't fit for my heaven dreams. Nor for the people of the country of immortals. However there is loophole for them in the book: This immortality thing is limited with their country. But again this situation also causes lots of problems. The answers are, of course, in the book.


Jose Saramago (Bu arada adını başta Hose olarak teleffuz ediyordum ki doğrusunun Juze Serımagu olduğunu öğrendim.) yakınlarda tanıştığım yazarlardan. Nobel ödüllü ve oldukça tanınmış böyle bir yazarı yirmi dört yaşında tanımak da benim ayıbım. Kitapçıda o kadar çok kitabı vardı ki hangisini önce alacağıma karar vermek için birkaç kitabının ilk yirmi sayfasını okudum. Ve önceliği 'Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş' kitabına verdim. Alalı uzun bir zaman olmasına rağmen talihsizliklerden ötürü henüz bitiremedim. Kitabı okuduğum kadarıyla paylaşmadan önce yazarla ve kitaplarıyla ilgili dikkatimi çeken bir konuyu paylaşmak istiyorum: Dili. Öyle bir cümle yapısı ve anlatım tarzı var ki hemen alışıyorsunuz ve nerde görse tanıyacak duruma geliyorsunuz. Eğer bunu dilde tekrara düşme olarak değerlendirmiyorsanız, ustalık olarak değerlendireceğinize eminim.
Ölümden korkar mısınız? Sonsuza kadar yaşama şansı verilseydi size kabul eder miydiniz? Ancak ufak bir sorunla: hastalıklar va yaşlılık da varlığını sürdürecek. Hoşa gitmiyor, değil mi? Hasta ve yaşlı bir insan olarak yaşamaktansa ölmek daha rahat görünüyor. Aynı şey kitaptakiler için de geçerli. Öyle bir noktaya geliniyor ki insanlar ölümü arzuluyor. Sevgili yazar burda biraz merhametli davranmış olacak ki bu hastalıklı ölümsüzlüğü ülke sınırları içinde tutuyor. Ölümü yaklaşan insanlar komşu ülkeye bir adım atsalar ölecekler. Peki bu çözüm oluyor mu? Tabiki hayır. Sorunlar büyüyor da büyüyor. Eğer günlük hayatın spontanlığından biraz olsun kurtulmak istiyorsanız, sizin için de biçilmiş kaftan!